Pazar, Nisan 06, 2008

life sucks...

Çarşamba, Mart 19, 2008

Savaş Çocuğu / Emir ALIŞIK

Düne kadar elinde tahta bir kılıçla arkadaşlarınla oynuyordun. Gözlerinde saf bir çocuk gülümsemesi vardı. Bir oyun sanıyordun savaşı, ta ki küçük bir katil oluncaya dek.
Kara bir gecede, kara giysili süvariler, kara atlarla seni savaşa götürmeye geldiklerinde gözlerin hala ışıltılıydı, bakışların hala sıcaktı. Sonra soğuk çelikten bir kılıç verdiler, gözlerindeki ışıltıyı karartsın, sıcaklığı dondursun diye.
İlk kurbanının kanını akıtıncaya kadar hala bir oyun sanıyordun savaşı. Ama o ilk kan ellerine değdiğinde sen de anladın gerçek bir katile dönüştüğünü. Bu çocukluğunda oynadığın oyun değildir. Karşında senin kanını akıtmak isteyen düşmanlar vardı. Ve şimdi sen de bunu istiyordun. Arkadaşlarından biriyle en son göz göze geldiğinde lanetli savaş meydanında, soğuk kara temrenli bir mızrak gözlerindeki ışıltıyı silerek geçmişti onun şakaklarından. Bir an bile duraksamayarak ve mızrağa lanetler yağdırarak yoluna devam ederken soğuk kara kılıcın bir adamın daha içindeki sıcaklığı çalmıştı temiz yüzüne pis kanı sıçratarak. Sen artık lanetlenmiştin. Gözlerindeki soğukluğu görseydin, ölmüş masumiyetinin ardından ağıtlar yakardın. Ama görmedin. Tepende leş kargaları uçuşarak bir an önce ölmeni bekliyordu açlıkla. Bir an düşman saflarının ardına baktığında cehennemin kapılarının açıldığını görmüştün. Zebanilerin iştahlı bakışlarına dikkat etmemiş miydin? Aldığın her darbede onların vahşi ve soğuk sesleri geliyordu kulağına. Akan her damla kanın cehennemin alevlerine düşüyordu sanki, attığın her adım götürüyordu seni sona, sonsuz işkencenin başlangıcına, yoksa seni bekleyen zebanileri görmedin mi? Bu lanetli meydandan kurtulabileceğini mi sanıyordun? Çocukluğunun ölmesine rağmen hala bir çocuk kadar ahmaktın. Her adımında alevli salonlara daha da çok yaklaştığını bilemedin. Şeytanın kulağına fısıldayışını duymamış mıydın? O savaş meydanında ölmekte olan herkese şöyle fısıldar yankılı vahşi sesiyle:

İnsan kanı insan tafından döküldüğünde,
Zebaniler içer bu kanı sonsuz bir şevkle

Ve içildiğinde zebaniler tarafından kan
Anla ki lanetlenmiştir çoktan

O kanın sahibi ki alevden salonlara gelecek çaresizce
Ve ben bekleyeceğim onu alevlerin içinde

Ama artık çok geç savaş çocuğu; kara temrenli mızrak böğrünü delip geçerken seni kurtaracak bir el aradın acımasız sonsuz boşlukta, serin rüzgar son kez geçerken parmaklarının arasından hissetmeye başladığın tek şey öldürücü kızgınlıktaki alevler oldu. Çocukluğuna elveda diyemeden çocukluğun öldü ve kurtuluşun için tanrıya dua edemeden sen öldün savaş çocuğu. Gözyaşlaron seni kurtaramadı, çünkü onlar da yüzündeki lanetli kanla boyanmıştı.

Arkabahçe Yayıncılık'tan çıkan "Derinden Sesler" kitabından alıntıdır. İzin alınmamıştır. Şikayet olursa anında kaldırılacaktır.

sana bir kıyağım var len okuyucu! ödevim, sınavım fln var ya... gel sana geçenlerde eklemeye üşendiğim yazıyı okutayım... yanlız bariz ders yapmam lazım sonra...

anlaştık mı? ben yazıyı eklicem sonra derse kalkıcam? bak gelip sürekli başımın etini yiyorsun zaten...

ki mükemmel bir öykü. pek çok anlamda...

Salı, Şubat 26, 2008

bana tembel diyen sen! sana alıntılayacak bir çift sözüm var; ama şimdi valla alamam onu taaaaa oralardan...

Perşembe, Ocak 24, 2008

diyorum inanmıyorsun okur!

yakında, hatta ve hetta çok yakında; yenileyeceğim blogu! yaw bak hala ve hatta hele inanmıyorsun okur! ama ayıp oluyor, wallahide billahide üzülüyorum... ben üzülünce '-de'leri ayrı yazmam okur, bitişik yazarım... üzme beni okur, bana acımıyorsan türkçe'ye acı... biliyorsun tek derdi '-de'lerin ayrı yazılmaması... bir o düzelse herşey tamam... hea o düzelsin, herşey sıraylamı diyorsun, yahu sırayla ama sıranında bir sırası var bea okur... okur sen bu aralar çok başarısızsın... bak gerçekten... avam kamarasından oldun iyice, bi kendine gel, bi ayağa kalk titre, aynaya bak, yüzünü yıka... ayıp oluyo... anladın mı okuyucu? anladın sen anladın... ya da anlamadın?.. nebiliyim okuyucu ben seni...

hayır o değil, stajer oldum biliyorsun... rahatım yani...

ama bak gene yapıyorsun... hayır stajyer değil, direk stajer oldum okuyucu ben... yani böyle cahillik üstüne böyle ukalalık... gerçekten zayıfsın okuyucu... en zayıf halkasın hatta... öyle zayıf öyle zayıfsın ki... her tarafın kireç, pas tutmuş; temizlemeyle düzelmezsin sen, boyamak lazım seni...

murat usta, ordan boyayı kapsana şu okuyucuyu boyayalım, teftişten önce... ne çay saati mi?.. ama murat usta sende mi okuyucusun, nesin, neden böylesin, zaten servis kaçacak bak, ordan sonra yeni binaya çıkalım, ürün fişi bastıralım, korkmaz bey imzalasın olur mu? ama olmuyor olmuyor... okuyucu bak bozdun herşeyi herkesi kendine benzettin...

yahu inanmazsın beni bile kendine benzettin, bak satırlardır, kelimeler dolusu saçmalıyorum... böyle varil varil mal gelir, forkliftlen raflara yerleştirirsin ya; bende öyle satırlardır saçmalıyorum... ürün kalite kontrolünden bile geçmedi oysaki... oyasaki namurame iyi bir samuraydır bu arada... hayır okuyucu ükelalık ve hatta ukalalık yapma... samurai değil okuyucu, samuray... sen bilmezsin, tabi ya nereden bileceksin, ne zaman gittin ki sen en son doğaya?.. en sonu geçtim, sen en ilk doğaya bile gitmemişsindir, senin doğan, holdingdir... hatta o bile değildir... geçiştirme konuyu... samuray nehirlerde yaşayan bir hayvandır... sen bilmezsin okuyucu...

ben gidiyorum okuyucu, senin gibi boş gezenin boş kalfası ve hatta boşt gezenin hoşt kapağı değilim ben, stajerim ben... işim var gücüm var... baretim var, gözlüğüm var, pantalonum ve hatta pantelonum var, centrino dual core hatta...

ama üzülme okuyucu, öylesin böylesin ama ben seni genede tutarım okuyucu... tutarım derken, minareden aşağı atlasan, aşağı inip tutarım hatta...

haydi kal sağlıcakla ve hatta salıncakla...

Perşembe, Ocak 03, 2008

ooo bu gece delilik sınırındayım, bariz blog yazmalıydım...

alıntıdır... nerden? kimden?

senden! benden!

Perşembe, Aralık 13, 2007

çok yakında yeni bir düzenlemeyle karşınızda olacağız... bizi bekleyin anacım, baaaay!

Salı, Nisan 03, 2007

gri... asfalt... yol...
kırmızı... sıkış pıkış... otobüs...
oğlan... otobüste... baymış...
kız... durakta... güzel... çok güzel...
oğlan... şokta...
otobüs... gidiyor...
kız... durakta... duruyor... hala çok güzel...

Hangisiniz seçin:
Felix Felicis, otobüste kapıların açılmasını rica eden tuşa bastı şoktan çıkar çıkmaz. Otobüs yolun ortasında durmadı. Felix bağırdı "Pardon kapıyı açar mısınız?". Şöför kapıyı açtı. Felix koştu, kızla tanıştı. Evlendiler, sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Infaustus otobüste kapıların açılmasını rica eden tuşa bastı şoktan çıkar çıkmaz. Otobüs yolun ortasında durmadı. Infaustus bağırdı "Pardon kapıyı açar mısınız?". Şöför kapıyı açmadı "Durakta açabilirim, diğer türlü yasak!" dedi. Yaşlı Teyze herkesin duyabileceği bir sesle "cık cık cık" yaptı, Infaustus'un davraşını hoş karşılamadığını göstermek için. Infaustus bir sonraki durakta indi, hayatında hiç koşmadığı kadar hızlı koştu. Kız durakta değildi. Tekrar koştu, aradı, aradı, aradı... Bulamadı...

Iudiciarius otobüsten indi. Kız yoktu. Kızı aradı buldu. Sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Adoreus otobüsten indi. Kız yoktu. Kızı aradı buldu. Anlaşamadılar.

Misericors otobüsten indi. Kız yoktu. "Amaaaan, salla" dedi. Gelen ilk otobüse bindi.

Fideliter hiç paniklemedi. Hayatını tamamlayacak olan kişi oysa illa bir gün karşılaşırlardı. Ertesi sabah okula giderken kız yanına oturdu. Evlendiler, sonsuza dek mutlu yaşadılar.

Bardus Hebes paniklemedi. Hayatını tamamlayacak olan kişi oysa illa bir gün karşılaşırlardı. Ertesi sabah okula giderken yanına Bıyıklı Amca oturdu. Kızı hayatı boyunca bir daha görmedi.

Vereor hayatını tamamlayacak olan kişinin o olduğunu anladı. Ama otobüsten inecek cesareti yoktu. Kız arkasındaki otobüse bindi ve Fideliter'le tanıştı.

Deses Sidis hayatını tamamlayacak olan kişinin o olduğunu anladı. Ama otobüsten inecek hali yoktu. Otobüsten kendi durağında inince bir Sosisli yedi.

Vulpecula Deses Sidis'i dürttü. "Offf oğlum kıza bak!" dedi.

Cupidines cep telefonundan sevgilisine "Seni Seviyorum" diye mesaj attı.

Vacca yarın sınavım var diye düşündü.

Lutum Paedor yanında oturan sevgilisine tek kelime etmeden, kızı aramak için otobüsten indi. Buldu! Kız ona "Sapık!" diye bağırdı, kafasına çantasıyla vurdu. Lutum'un hayatı söndü.

Situs Sordes yanında oturan sevgilisine tek kelime etmeden, kızı aramak için otobüsten indi. Buldu! Kız ona "Sapık!" diye bağırdı, kafasına çantasıyla vurdu. Situs, "Tüh lan öbürünüde otobüste bıraktık" dedi.

Curatio yanında oturan sevgilisine baktı. Yerinden kalkmadı. Zaten kız evliydi.

Multiformis yanında oturan sevgilisine baktı. Yerinden kalkmadı. Ertesi gün sevgilisyle ayrıldı. Kızda otobüs geçerken Multiformis'i görüp ona aşık olmuştu oysaki.

Aegreo Oculus otobüsten koşarak indi. Hayatının aşkını bulduğuna emindi. Kızı bulduğunda dünyası karardı. Kız güzel filan değildi.

Salubris Caesius otobüsten koşarak indi. Hayatının aşkını bulduğuna emindi. Kız güzel filan değildi. Ama onun için önemlide değildi hayatının aşkını bulmuştu.

Pullus koşarak otobüsten indi, kıza ilan-ı aşk etti. Kızın arkasındaki İzbandut Genç ayağa kalktı. Pullus arkasına bakmadan kaçtı.

Fortes Fortuna Adiuvat koşarak otobüsten indi, kıza ilan-ı aşk etti. Kızın arkasındaki İzbandut Genç ayağa kalktı. Fortes'e saldırdı. Fortes çok dayak yedi ama aşkından vazgeçmedi.

Observito otobüsten indi, kıza ilan-ı aşk etti. Kızın arkasındaki İzbandut Genç ayağa kalktı, durağa gelen başka bir otobüse bindi. Kız ve Observito evlendiler.

Appello otobüsten indiği an arkadan gelen bir başka otobüs ona çarptı. Kız Appello'yu -hayatının aşkını- hiç unutmadı.

Bes Bessis otobüsten hemen indi. Ama kız yoktu. Hiç olmamıştı.

...

Bu böyle gider belki daha yazarım...